Cumartesi, Aralık 14

Simple Pleasures


I have been so unemployed lately and I seriously dont know what I am doing with my life. Yesterday I had so many free refills at the coffee house, I couldnt sleep until 6 am.  


Thats us!! 
Right before my caffeine coma. Trying to drive on ice and showing my friend around, she came to visit me!! 

After she left town, I went ahead with my handmade christmas cards!! I am so excited to send them to all over Europe!! 

I think I picked up these small details while I was working at the hotel. We used to write small notes to the guests to make them feel better. Also my handwriting had improved a lot with that task.

It is so damn cold here! Today I went for jogging and it was -10!! I did my 5 km though. I have to start with my pilates routine for saturday but I think cold morning jogging made my tummy a bit wierd so we will see. 

I am reading this at the momet and it is amazing. I read it really slow because I dont want it to end :( This book reminds me to be thankful everyday for being alive and healthy.

I ll go back fighting with my cramps! Have a lovely saturday!

Salı, Aralık 3

6 Ayda Nasıl 10 Kilo Verilir ?

Merhabalar,

6 ay, 10 kilo vermek için uzun bir süre mi yoksa kısa mı bilmiyorum ama benim minyon yapım için 10 kilo çok şey ifade etmekteydi ve kilo vermek benim gibi iştahlı bir insan için nasıl zor bir süreç oldu anlatamam.

Kilo vermek sadece ve sadece irade meselesi tabii ki, eski alışkanlıkları öldürmek ve rahatınızı bozmak demek. Benim uyguladığım bu yöntemler herkese uymayabilir, sonuçta herkesin metabolizması, düzeni ve yapısı farklı ancak bir kaç basit taktikle de fazlalıklardan kurtulabiliriz. Benim tekniklerim çok okuyarak ve deneyerek benim için en yaralı olanı görerek ortaya çıktı. Buyursun

 1) Bir kasik olarak : Bol bol su içmek

 Susadıkça su içer çok fazlasını aramam diyenlerdendim. Su içemiyorsanız sürekli yanı başınızda su şişesi bulundurun, bunu sürekli kendinize hatırlatın. İçtikçe içesiniz gelecektir zaten. Ahh bir eti tutkuya hayır demem psikolojisine girdiğim anda diktim su şişelerini, gerçekten acıktığınızda bunu yapmayın ama sıkıntıdan canınız bir şeyler çekiyorsa su imdadınıza yetişecektir. Buna ekstra olarak bir süre sonra saçınız, yüzünüz parlayacak, tırnaklarınız güçlenecek ve size hatırı sayılır bir enerji verecektir. Ayrıca her yemeğe oturmadan önce bir bardak su içerek oturuyorum, çok acıktığım zamanlarda yemeğe saldırmamı engelliyor çünkü biraz da olsa dolu bir şekilde oturuyorsunuz. Benim gibi ışık hızında yemek yiyenlerdenseniz muhakak yemek esnasında su içmeye çalışın, sizi yavaşlatacaktır.

2) Her şeyi yavaş yavaş bırakın 

Çok fazla abur cubura düşkünlüğüm olmasa da hayır diyemediğim bir fast food bağımlılığım vardı. Yalnız yaşamanın verdiği düzensizlik, uzun çalışma saatleri yemek sepetini mutfaktan daha güvenilir kılmıştı. Bunun dışında buzlu şekeri bol kahveler ve paket paket bitirdiğim oreolar vardı. Aile evine yerleşince fast food  gitmiş oldu. Her kahvede biraz daha az şeker koydum sonra bir gün kahve içtim ertesi gün içmedim. Oreo dan sadece günde belli sayıda yeme hakkı tanıdım kendime. Hala bunların hiç birini bırakmadım ama artık oreo çok nadir yiyorum ve kahve hala hayatımın bir parçası, çoğu zaman şekersiz içiyorum. Kötü alışkanlıkları bırakmak zor ama tamamıyla aburcuburdan vazgecmek de çok gaddarca geliyor. Hala nadir de olsa burger king yemek mutluluk veriyor eskiden her yediğimde mutsuz oluyordum..

3) Sağlıklı beslenmek çok da tatsız değil

Önceden meyve kelimesini duyunca bile suratım ekşirdi, o kadar sevmezdim ki hiç bir şekilde meyve yemezdim. Bir gün media markta girdim bir blender kaptım ve 3-4 çeşit meyve aldım, hepsini blendera attım biraz yogurt ekledim ve ta-daa lıkır lıkır içtim. İçtikçe kahvaltıda yer verdim onlara, bu sefer blendera atmadım taze taze şeftaliler aldım, kendimi elma soyarken buldum.. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Sebze yeme konusunda bir sıkıntım yoktu tek sorun onları pişirecek vaktim olmamasıyıdı ve tekrardan annemlere taşınmış olmam bu sorunu da ortadan kaldırdı. Deliler gibi tabağıma pilav köfte dolduran ben az pilav ve az köfte alarak barbunyaya dadandım. Zararlı olan şeyleri azaltırken bir yandan da yararlıları artırarak doymaya çalıştım. Dengeyi bu şekilde kurdum.

4) Harekete geçmeli

Tabi ki sadece ay ne yedim kaç kalori oldu, acaba azcık dondurma yesem bişiii olur mu ki ya demekle kilo verilmiyor. Hareket etmek lazım. Spor yamak lazım. Spor salonuna anksiyete problemimden gidemiyor oluşumdan dolayı başka şeyler yaptım. Önce youtubeda videolardan yararlanarak evde pilatese başladım daha sonra bol bol yürüdüm koştum, yazın hep yüzdüm ve Marmariste çalışmanın bir güzel yanıda bir taraf deniz bir taraf orman manzarasında koşabilmek, yüzebilmek ve yürüyebilmekti. Hepsini yaptım, bisiklete bile bindim. Şimdi kış ve artık Ankara'dayım yine pilates yine yürüyüş bandı. Eğer hiç bir şey yapamadıysam o gün, müziği açıp dans ediyorum. Hiç hareket etmemiş olmaktan iyidir. :)


Kilo vermek benim için çok ama çok zor oldu. Bir çok şeyden vazgeçtiğimi düşünüyordum hep ama aslında hayatım daha da güzelleşti. Eski kıyafetlerine tekrar girebilmek, uzun zamandır sizi görmeyen insanlardan ayy ne kadar kilo vermişsin ohaa diye tepkiler almak, kendinle tekrardan barışık olmak bile yeter!!

muck!!




Çarşamba, Kasım 13

Eve Geri Dönüş

Hi Guys!!

Kürtçü dükkanıma geri döndüm ; aile evi..

Resmen hazirandan beri yaptığım tatil, kasım bası itibariyle son buldu. Bu tatili de yan gelip yatarak geçiredim. Türkiye'nin en güzel otelinde birazcık amelelik yaptım diyebilirim. Harika insanlarla çalıştım, mükemmel bir müdürüm vardı, dünya tatlısı bir oda arkadaşı edindim bana verdikleri lojmanda.. ve dünyanın en iyi adamı hayatıma girmiş oldu. Türkiye'nin en güzel koylarını gezdim, yüzdüm, yandım.. En güzel deniz mahsullerini yedim. Hiç gülmediğim kadar güldüm, sevdim, sevildim, sinir oldum yer yer :)

İspanya'dan dönüş benim için birazcık acı vericiydi çünkü benim için bir yerin ev olması, yaşanılır olması bulundugu konum ile alakasız. Orada da harika insanlar tanıdığım için orası evimdi, drama yoktu hiç.. Sevdiğim bir bölümde, düyanın en güzel şehirlerinden birinde, çok tatlı insanlarla yaşıyordum. Dönüşte hiç bilmediğim bir şehir olan Eskişehir'e taşınarak kendime yeni bir ev kurma hayalim çok geçmeden tuz buz olmuştu. Şehirden nefret ediyordum çünkü karşıma çıkan insanlar hırs, nefret ve kin doluydu. Güzel hiç bir şey yoktu benim için bu şehirde.. Su kenarına açılan Starbucks'ı görünce sevinçten deliye dönmüştüm.. Bir gün bile gidemedim, ya tek başıma gidemeyecek kadar depresiftim ya da hiç kimsem yoktu gidecek. Eğlendiğim zamanlar da  oldu ama genel bir bakış atarsak Eskişehir maceram beklediği gibi çıkmamıştı...

Yazlıkta emekli öğretmen hayatı yaşarken, kendime ve kariyerime çok uzak bir işe başvurdum...

Bugüne kadar hep cesaret isteyen kararlar aldım. Kafama göre bir şehir, ülke seçip gidip orada mutlu olabilceğimi düşündüm.. Şimdiye kadar 3 de 2 si olumlu sonuc verdi.

Şuan tekrar Ankara'dayım. Dışarda hava 17 dereceyken kızların o korkunc moon botları giydiği şehir..

Sevmiyorum hiç bu şehiri ve beni bekleyen sıradaki meceraya atılmak için sabırsızlanıyorum..

Me // Marmaris // October 2013

Çarşamba, Temmuz 10

ANKSIYETE VE SOSYAL FOBI Vs. BEN

Merhabalar Cicim,

Ben anksiyete ile uzun yıllardır boğuşan bir anti sosyal kişiliğim, sosyal fobia nın ete kemiğe bürünmüş haliyim. Sırf sokakta insanlar var diye günlerce dışarıya çıkmaya korktuğum zamanlar oldu, şaka yapmıyorum. 


İşim dışında asla tanımadığım insanlarla telefonla konuşamadım, işin komiği ise işim tüm gün telefonda dünyanın dört bir yanındaki insanlarla konuşmaktı... Eve su ve pizza gibi şeyler asla söyleyemedim, müşteri hizmetlerini ömrümde bir kez aramışımdır onda da numarayı çevirmek günlerimi aldı, rezervasyon ve doktor randevusu gibi mevzuları da hep yanımdaki insanlara yaptırıyordum. 

Telefon durumum bu kadar feci iken gelin yüz yüze ilişkilerimi siz düşünün. Eğer bir mağazada çok beğendiğim bir tshirt ün medium unu göremezsem asla sormam ve direk mağazadan çıkarım, hayatta Hotiç vb mağazalardan ayakkabı alamam,sanki tüm çalışanlar ayağıma bakıyormuş gibi hissederim, sırf bu yüzden çok nadir ayakkabı alırım, o da bershka olur genelde yani kimsenin ilgilenmediği yerler.

Hayatta hesap isteyemem sürekli yanımdakini dürtüp hesabı istesene, menü istesene derim. 

Asla kuaföre, ağdaya, kaşa bıyığa gitmem, gidemem. Saçımı kendim, keser, boyar diğer işleri de kendim hallederim. Kuaför sandalyesine oturmak zorunda kalıyorsam da ağzımı bıçak açmaz adam orada bana Rihanna'nın tencere kapağı saç modelini yapsa dururum mal gibi, o yüzden gitmem...

Gaza gelip spor salonuna yazılmıştım, sonra çıkarken ne kadar kalabalık olduğunu gördüm ve bir daha gitmedim. İkinci gidişim de kaydımı sildirmek içindi zaten.

Tanımadığım bir topluluğa girdiğimde ağzımı bıçak açmaz, kesinlikle konuşamam ve oradaki herkesten içten içe nefret edip eve gitmeyi beklerim.

Tüm bunlar olup biterken anlık cesaretler gelir bazen ya da zorunluluklar.. Bir anda gidip hiç bilmediğim bir ülkede hayat kurmak gibi, ya da işim dolayasıyla tek başıma ülke ülke gezmek zorunda kalışım, tanımadığım insanlarla her gün konuşmak zorunda kalışım gibi.. Sosyal hayatımda ise tamamen farklı bir insanım. Şu an işi de bıraktığımdan antisosyalliğimin zirvesine bayrak dikiyorum. 25 yaşındayım ve her geçen gün daha fazla bu sorunlarla karşılaşıyorum.


Elimden geldiğince bu durumun beni hayattan alı koymasına izin vermemeye çalışıyorum. Yine de bazen kaçırıyorum, mutlu olmayı kendi elimle itiyormuşum gibi geliyor. Belki de evleneceğim adam o spor salonunda, belki de kuaföre giderken arabayı park ettiğim yerde bana park için yardım eden biri - evet genellikle yardım olmadan park edemiyorum :) Bir sonraki yazımda bunu nasıl yavaş yavaş aşmaya başladığımdan değineceğim can ceğizlerim,

Stay in tune

Ciao


Cumartesi, Haziran 29

Heloogg

Tatile gelmişekh.. heyyyy

Son bir ay direnmekten hiç bir şey yazamadım..

Şimdilik küçük bir ege kasabasında tatildeyim.. Tatil deyince akıllara, havuç yağlarıyla güneşlenmeler, efenim havuz başında içkiler, akşamları partiler falan gelmesin.. Benim ki daha çok emekli öğretmen kafasında..

Sabahın bir körü denize girip ardında kahvaltı hazırlayıp gazete okuma, ev temizleme, dizi izlemek ve akşamları turk sana musikisi eşliğinde çay demeklemek :)