Çarşamba, Temmuz 10

ANKSIYETE VE SOSYAL FOBI Vs. BEN

Merhabalar Cicim,

Ben anksiyete ile uzun yıllardır boğuşan bir anti sosyal kişiliğim, sosyal fobia nın ete kemiğe bürünmüş haliyim. Sırf sokakta insanlar var diye günlerce dışarıya çıkmaya korktuğum zamanlar oldu, şaka yapmıyorum. 


İşim dışında asla tanımadığım insanlarla telefonla konuşamadım, işin komiği ise işim tüm gün telefonda dünyanın dört bir yanındaki insanlarla konuşmaktı... Eve su ve pizza gibi şeyler asla söyleyemedim, müşteri hizmetlerini ömrümde bir kez aramışımdır onda da numarayı çevirmek günlerimi aldı, rezervasyon ve doktor randevusu gibi mevzuları da hep yanımdaki insanlara yaptırıyordum. 

Telefon durumum bu kadar feci iken gelin yüz yüze ilişkilerimi siz düşünün. Eğer bir mağazada çok beğendiğim bir tshirt ün medium unu göremezsem asla sormam ve direk mağazadan çıkarım, hayatta Hotiç vb mağazalardan ayakkabı alamam,sanki tüm çalışanlar ayağıma bakıyormuş gibi hissederim, sırf bu yüzden çok nadir ayakkabı alırım, o da bershka olur genelde yani kimsenin ilgilenmediği yerler.

Hayatta hesap isteyemem sürekli yanımdakini dürtüp hesabı istesene, menü istesene derim. 

Asla kuaföre, ağdaya, kaşa bıyığa gitmem, gidemem. Saçımı kendim, keser, boyar diğer işleri de kendim hallederim. Kuaför sandalyesine oturmak zorunda kalıyorsam da ağzımı bıçak açmaz adam orada bana Rihanna'nın tencere kapağı saç modelini yapsa dururum mal gibi, o yüzden gitmem...

Gaza gelip spor salonuna yazılmıştım, sonra çıkarken ne kadar kalabalık olduğunu gördüm ve bir daha gitmedim. İkinci gidişim de kaydımı sildirmek içindi zaten.

Tanımadığım bir topluluğa girdiğimde ağzımı bıçak açmaz, kesinlikle konuşamam ve oradaki herkesten içten içe nefret edip eve gitmeyi beklerim.

Tüm bunlar olup biterken anlık cesaretler gelir bazen ya da zorunluluklar.. Bir anda gidip hiç bilmediğim bir ülkede hayat kurmak gibi, ya da işim dolayasıyla tek başıma ülke ülke gezmek zorunda kalışım, tanımadığım insanlarla her gün konuşmak zorunda kalışım gibi.. Sosyal hayatımda ise tamamen farklı bir insanım. Şu an işi de bıraktığımdan antisosyalliğimin zirvesine bayrak dikiyorum. 25 yaşındayım ve her geçen gün daha fazla bu sorunlarla karşılaşıyorum.


Elimden geldiğince bu durumun beni hayattan alı koymasına izin vermemeye çalışıyorum. Yine de bazen kaçırıyorum, mutlu olmayı kendi elimle itiyormuşum gibi geliyor. Belki de evleneceğim adam o spor salonunda, belki de kuaföre giderken arabayı park ettiğim yerde bana park için yardım eden biri - evet genellikle yardım olmadan park edemiyorum :) Bir sonraki yazımda bunu nasıl yavaş yavaş aşmaya başladığımdan değineceğim can ceğizlerim,

Stay in tune

Ciao


Cumartesi, Haziran 29

Heloogg

Tatile gelmişekh.. heyyyy

Son bir ay direnmekten hiç bir şey yazamadım..

Şimdilik küçük bir ege kasabasında tatildeyim.. Tatil deyince akıllara, havuç yağlarıyla güneşlenmeler, efenim havuz başında içkiler, akşamları partiler falan gelmesin.. Benim ki daha çok emekli öğretmen kafasında..

Sabahın bir körü denize girip ardında kahvaltı hazırlayıp gazete okuma, ev temizleme, dizi izlemek ve akşamları turk sana musikisi eşliğinde çay demeklemek :)

Perşembe, Mayıs 30

LUSH Bubblegum Lip Scrub

Hallo!!

Dudaklarım nedendir bilmem her zaman kurudur, uygunsuz zaman ve yerlerde bir anda dudak kremi çıkarıp sürmem de bu yüzdendir, bu kuruluk ruj sürmemi de engelliyor çünkü ruj dudaklarımın üzerinde kuruyan deriden dolayı 3 boyutlu bir etki bırakıyor, bu yüzden Lush ın dudak peelingini akşam yatmadan ve genelde dışarı çıkmadan sürüyorum tabi ekstradan kullandığım ürünler de var,



Azıcık alıp dudaklara yavaşça masaj yapınca ölü deriyi yok ediyor ama bunu yaptıktan sonra dudaklarınızı yememek için de zor dayanıyorsunuz, mecburen, çünkü ölü deriyi de yemeyelim diye, bunu sırf yemek için alan insanlar da varmış, sizi çok iyi anlıyorum!!



İyice ovaladıktan sonra, yukardaki arkadaşları da nemlendirmeleri için sürüyorum. Vaseline tadı tuzu olmayan içinizi baymayan bir ürün, Body Shop Lip Butter ise mango aromalı ve gerçekten dudakları yumuşacık yapıyor.

Blistex benim için bir zamanların Nivea sı. Gün içinde yanımda taşıdığım dudak kremleri bu ikisinden biri oluyor, raspberry ve lemonade blast aynı zamanda 15 faktörlük bir koruyucu, güneşten yanıp kavrulan dudaklara birebir, diğer sıkıcı görünen ürün de kış günleri için oldukça iyi bir koruma görevi üstleniyor.


Bazı günler dudaklarım iyice nemlenip düzelene kadar ruj sürmeyi reddediyorum :) O günlerde de Victoria's Secret  Lip Balm ı kullanıyorum, çok abartı bir renk vermiyor ve naneli aromasıyla dolgunlaştırıcı bir etki yaratıyor.


Ayrıca Lush'ın dergisine de bayılıyorum, okudukça tüm mağazayı yağmalayasım geliyor, satın almam mümkün değil çünkü..


Bu gün tek tek bu icon larla uğraştım, telefonum, 13 yaşında hala barbie lerle oynayan bir kızın telefonuna daha çok benzeyemezdi sanırım.

Muah!!

Pazartesi, Mayıs 27

Artık HAYIR Deme Zamanı - Kuaförler sözüm size

Ben HAYIR diyemiyorum, olur da dersem ay ne düşündü acaba çok kötü mü oldu, beni kötüleyecek mi ? Ulan sana ne, evet demesene artık, sırf hayır diyemediğimden durduk yere nefret ettiğim insanlar oldu, halbuki evet diyerek kendi başına dert alan bizzat benim.

HAYIR diyememek sadece bir soruya cevap olarak değil, yapılan haksızlığa da HAYIR diyemiyorum, mesela bir yerde yanlış yemek gelsin ben onu oturur yerim, hayır alın bunu ben bunu istemedim diyemem. Haklı olduğum zamanlarda, nutkum tutulur ve hiç bir halt yapamam.

Gündemimde yine böylesine bir konu var, eski iş yerim son çalıştığım haftanın ve kalan yıllık izinlerimin parasını inatla bana ödemiyor. Çok bir para değil, bu parayı bana ödemeyen şirket bundan kar etmeyecek tabi ki, ama işte egolar..Her şeyi yapacağım, ne gerekiyorsa çünkü inanıyorum ki o üç kuruş olsa da, gelecek bu para benim dönüm noktam olacak, bu kadar stresin ve sıkıntının, bir sonucunu alacağım. Yanlış gelen yemekleri belki gönderebileceğim, bundan sonra çalışırken yapılan haksızlıklara dur diyebileceğim, oğlum bu gazla bir süpermen bile olabilirim.



Geçen sene çok da iyi tanımadığım bir arkadaşım evleniyordu, gelin başına beraber gittik, ay ne şahane ne heyecan diye ortalıklarda dolanırken saçını bile kendi kesen ben bir anda kendimi kuaför koltuğunda buldum, bu kuaförde şehrin en pahalısı onu da araya sokuşturayım, sonra adama tumblr da gördüğüm evde kendimde yapabileceğim bir saç modeli tarif ettim allahım 1 saatlik uğraşın sonunda az sonra TRT de gönülden sesler adlı program da solo nağmeler atacak bir teyze olmuştum. O saçın yandan ayrılışı, buklelerin özenle tepemde girdap efektiyle dolanması, yüzümün yamukluğunun mal gibi ortaya çıkışı, hiç bir şey diyemedim kaldım öylece, tabi saç bitti ama gelin bitmedi, her yer ayna.. gördükçe deliriyordum.. Sonra makyajcı kız sana porselen makyaj yapalım tatlım dedi, ulan ben de sandım porselen bebek gibi olacağım, dost çatlatacağım ama neredeeee.. Hayatta düzgün yapabildiğim bir şeyler varsa bunlardan biri de makyajdır,  Neyse kız o kadar korkuç bir makyaj yaptı ki bana.. Yüzüm yağlı güreş müsabakasından çıkmış bir amacaya sarılmışcasına parlak, kirpiklerim bugs bunny nin sevgilisinden bir adım önde..

Bana naptığınız allahınız yok mu diye bağırcağıma hemen kaçtım oradan, o kadar sinir oldum ki kredi kartını nedimelerden birine verip al ne istiyorlarsa buradan öde dedim ve soluğu tuvalette aldım.. Allahtan alışveriş merkezindeydik, hemen bir taç alayım da öndeki eblek kabartıya bir son vereyim dedim, anam o ne koca avm de taç satan yer yok, İpekyol satıyor bir tek.. dedim olsun öde .. Saça el değmiyor, parmaklarıma geçit vermiyor koca firketeler.. Ağladım ağlayacam.. Sonra kızlarla çıkışta buluştuk, gelin ne kadar prenses gibi ve güzelse ben onun çirkin ikiz kız kardeşleriydim, ikisi birden evet... Sonra kız bana canım al fişin dedin.. O an öldüm sandım, ulan beni soytarı yapmanın bedeli kaç çeyrek altınmış meğer...  Sıfır makyaj ve doğal çılgın dalgalı saçlarımla gitsem bile o halimden kat be kat güzeldim...

Elbisem düşündüğümden kısaydı, toplu ayakkabılarım çimlik alanda batıp çıkıyordu ben de dayanamayıp Vans lerimi giydim. Tepemde gelininkinden daha büyük bir baş, kirpiklerim sonsuza limitlenmiş, elbise belime çıkmakta ısrarcı, ayağımda asi bir ayakkabı, erkek halayında sekronizasyonu tututturamıyor oluşum beni düğünlerden çok soğuttu. Düğünden sonra 2 yerel gazeteye çıkışımı bir sonraki yazıya saklıyorum.

Muah!!



Pazartesi, Mayıs 20

Pink is my color!

Hallo!

Bu işsizlik olayı şuan için öyle güzel öylesine tadından yenmez ki, hiç sıkılmayıp bir ev kızına dönüşmem an meselesi. En önemli getirisi de spora gidebilmek için zaman buluyor olmam, ki genelde zaman değil de motivasyon bulamıyordum.. neyse ki instagramda geçen zamanımı  "fitspo" resimleriyle harcadığımdan bana deli bir gaz geliyor.

Bunun dışında 1 yıldır ilk defa kendimi bu kadar hafif ve huzurlu hissediyorum, hafif derken tabi ki gerçek anlamda söylemiyorum zira aldığım 12 kilonun sadece 2 sini verebilmiş durumdayım. Günlerim daha huzurlu ve sakin geçiyor, arada yine anksiyete krizlerim tutuyor ama düzeliyorum... Günlerim genelde,

 - Geyik mesajlaşmalar



- Tabi ki gezmeler
- Kankamla spor salonuna gitmeler


- Final stresiyle sıyıran kardeşimle uğraşmalar



 -  İçimdeki Derya Baykal'a dur diyememeler


ile geçmektedir, yani durumum fena değil,

Ciao  /  xoxo